Saltanat 100 yıl önce nasıl kaldırıldı?

TBMM 1929

Kaynak, Getty Images

1 Kasım 2022, 20:11 +03

Güncelleme 2 saat önce

Günce Akpamuk

Bundan tam 100 yıl önce 1 Kasım’da, altı yüzyıllık Osmanlı saltanatı sona erdi. 17 Kasım’da ise son Osmanlı padişahı, İngiltere’nin yardımlarıyla İstanbul’dan ayrıldı.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’da başlayan işgale karşı ortaya konan Milli Mücadele’yle cumhuriyete giden yol açılmıştı.

Peki, 20. yüzyıl başlarında “saltanat” fikri yıkılmaya, sorgulanmaya başlamış mıydı? Mustafa Kemal Samsun’a giderken aklında cumhuriyet kurmak var mıydı? Saltanat 1 Kasım 1922’de nasıl kaldırıldı, halk ve aydınlardan nasıl tepki gördü?

Doç. Dr. Ahmet Kuyaş, “Saltanatın kaldırılması, cumhuriyete giden yolu açan en önemli dönemeçlerden biri” diyor ve ekliyor: “Ancak 1 Kasım’da pek çok kişi halifenin zayıf bir devlet başkanı olarak yönetimde kalacağını düşünüyordu”.

“Vahdettin’in uyguladıkları cumhuriyetçilerin sayısını artırdı”

Vahdettin

Kaynak, Getty Images

Birinci Dünya Savaşı sonunda çöken dört büyük imparatorluktan biri de Osmanlı’ydı.

Kuyaş, 1900’lerde cumhuriyetin evrensel bir değer olmadığını ve yalnızca Fransa’da bulunduğunu vurguluyor. Portekiz’de 1911 yılında kurulan cumhuriyetin çok kısa ömürlü olduğunu ekliyor.

“Özellikle batı ve kuzey Avrupa’da parlamentoların üstün olduğu bir sistem çok uzun zamandan beri kurulduğu için, oralarda kralları devirmek gibi bir niyet yok. Bu Almanya ve Avusturya’da da savaştan sonra ve biraz da galiplerin diretmesi yoluyla olacak. Tabii Bolşevik Devrimi’nden sonra çarlığa son verilecek.”

Ancak Osmanlı’da II. Meşrutiyet dönemini ve Fransa’nın Osmanlı entelektüelleri üzerindeki etkisini hatırlatan Kuyaş, Atatürk’ün “Çok daha genç bir yaştan itibaren cumhuriyetçi olduğu” fikrine inandığını ve azınlık olsalar da onun gibi düşünen pek çok kişi olduğunu belirtiyor:

“İsmet Paşa’nın da daha Edirne’de İkinci Ordu’da genç bir yüzbaşıyken cumhuriyetçi fikirler taşıdığını biliyorum. 1913’te de ‘İttihatçılar saltanata son verip cumhuriyeti ilan edeceklermiş’ gibi dedikodular dolaşıyor ortalıkta. ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ diye düşünebiliriz. Zaten sosyalistler de cumhuriyetçi.

“Ancak bizde cumhuriyet fikri kuvvetlenmeye 1916’da Veliaht Yusuf İzzettin Efendi’nin intiharından sonra; meclis üstünlüğü fikrine, İttihat ve Terakki’ye kindar bir şekilde düşman olan şehzade Vahdettin Efendi’nin veliaht olmasıyla başlıyor. İttihat ve Terakki içinde cumhuriyete geçmek isteyenler var.

“Vahdettin’in savaş sonrası ve mütareke döneminde yaptıkları, cumhuriyetçilerin sayısını artıracak. Çünkü örneğin Ocak 1919’da, seçimleri süresiz erteliyor, barış sonuna. Bu fiilen meşrutiyete son vermek demek. 1916-17’de çıkartılmış birtakım kanunları kaldırıyor. Bir geriye gidiş var.”

‘Halifenin devlet başkanı olması bekleniyordu’

Yaygın kanıya göre saltanat, Lozan Barış görüşmelerine hem İstanbul hem de Ankara’nın davet edilmesi üzerine “iki başlılığı” bitirmek için alınan bir karar. Ancak Kuyaş, “Bana kalırsa bu yanlış” diyor.

“Elimizde birtakım çok kesin kanıtlar var ki daha Eylül ayında saltanatın kaldırılmasına karar verilmiş” diyen Kuyaş, şunları ekliyor:

“Mustafa Kemal’in yaptığı bir hile var. Saltanata bağlı bir takım arkadaşlarını ikna etmek için ‘Saltanatı kaldıralım, eski sultan kadar güçlü anayasal yaptırımı olmayan bir halife devlet başkanı olsun’ diyor.

“Mesela Ekim ayının 19’unda Refet Paşa Doğu Trakya’yı, bir şekilde yönetmek için, İstanbul’a geldiğinde yaptığı konuşmalarda sultan ve saltanattan hiç bahsetmiyor, sadece halifeden bahsediyor. Halifenin zayıf devlet başkanı olması sisteminin memorandumunu, İstanbul hükümetinin bir bakanına veriyor. İstanbul’da yaptığı konuşmalarla bu iyice gün yüzüne çıkıyor.

“Ekimin 22, 23’ü gibi Lozan’dan davet yeni gelirken, saltanatın kaldırılıp başka bir anayasal düzene geçileceğine olumlu bakan birtakım başyazılar çıkmaya başlıyor İstanbul gazetelerinde. ‘Saltanatı şahsiye kalkacak, saltanatı milliye’ gelecek deniyor.

“Yani 1 Kasım’dan çok önce hem karar verilmiş hem de Ankara’nın yönetiminde olmayan İstanbul’un önde gelen gazetecileri bile ikna olmuş vaziyetteler.”

Ancak Kuyaş, saltanatın kaldırılmasının meşruti monarşinin, yani parlamentolu monarşinin bitmesi anlamına gelmediğini de vurguluyor: “1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılırken çok büyük oranda lehte oy kullanılıyor mecliste ama o insanların önemli bir kısmı saltanat kaldırıldıktan sonra halifenin devlet başkanı olmasını bekliyor”.

Mustafa Kemal Atatürk

Kaynak, Getty Images

İngilizler daha 1919’da ‘cumhuriyetçi general’ diyor

“Mustafa Kemal Samsun’a gitmeden bir ay önce, Nisan ayında yazılmış bir İngiliz istihbarat raporunda kendisinden ‘cumhuriyetçi general’ diye söz ediliyor” diyen Doç. Dr. Ahmet Kuyaş, Erzurum’da henüz kongre toplanmadan cumhuriyetten bahsedildiğini ekliyor.

“Çok güzel bir anekdot var, Süleyman Necati Güneri’nin anılarında. Mustafa Kemal, Erzurum çevresinde gezintideyken Albayrak Okulu öğrencileri onu görünce yanına gelerek ‘Yaşasın cumhuriyet’ diye bağırıyor. Bu hocalarının cumhuriyetçi olduğunu gösteriyor. Yani Mustafa Kemal’in 1919’da, başarıya ulaşıldığı takdirde cumhuriyete geçmek istediğine kesin gözüyle bakabiliriz.”

Bu sırada İstanbul’da olan biteni takip edebilenler arasında bu haberleri sevinçle karşılayanlar olduğu kadar korkanlar da var.

Kuyaş, “Vahdettin’in politikasının cumhuriyetçilerin sayısını artıracağını ve Anadolu’dakilerin başarılı olmaları halinde, 1909’da olduğu gibi padişah değiştirmekle yetinmeyip tahtı da bir şekilde ortadan kaldıracaklarını düşünenler var” diyor.

Ankara Vahdettin’in kaçmasını istiyordu

Mustafa Kemal mecliste

Kaynak, Getty Images

Saltanat kaldırıldığında İstanbul’un henüz Ankara yönetiminde olmadığını hatırlatan Kuyaş, saltanat kaldırıldığında İstanbul’da devlet kalmadığı için buradaki hükümetin istifa ettiğini ifade ediyor:

“Ama Ankara henüz İstanbul’a hakim değil. Mudanya Bırakışması’nda İstanbul’un işgalinin ancak barışın yapılıp onaylanmasından sonra biteceği söyleniyor. O nedenle İstanbul’un kurtuluşu 6 Ekim 1923’tür”.

Kuyaş, Ankara’nın Vahdettin’in ülkeden ayrılmasını istediğini, bu yönde siyaset yürüttüğünü çünkü böylece “eski bir Osmanlı halifesini mahkeme etmekten kurtulduğunu” belirtiyor.

“1 Kasım’dan sonrası biraz garip. O güne kadar Ankara’da birçok kişinin ‘hain’ sıfatıyla söz ettiği Vahdettin, hala halife. Ama tabii o günlerde birçok nedenden ötürü saltanatla birlikte hilafet kaldırılmıyor.

“Eğer Vahdettin’in halifeliği kaldırılırsa tekrar ‘Vahdettin Efendi’liğe’ düşer ve o zaman tevkif edilip mahkeme edilmesi lazım vatan haini olarak. Ankara hükümeti bunu yapamıyor tabii. O nedenle Ankara hükümeti yanlısı olan gazetelerde çok sert ve imalı yayınlar yapılıyor. ‘Bu hala hangi yüzle orada oturuyor’, ‘Halkın galeyana gelip sarayı başına yıkmasından korkmuyor mu’ gibi sözlerle onu korkutuyorlar.

“O da İngilizlere ‘Hayatım tehlikede’ diyor ve sığınma talep ediyor. Bu çok parlak bir siyasal manevra. Üstelik bir İngiliz gemisine binerek kaçmış olması, ezelden beri hain olduğunun defacto kanıtı oluyor.”

Kuyaş ayrıca ülkeyi terk eden Vahdettin’in yerine geçecek halifenin normalde taht sırasına göre göreve geleceğini, ancak halifenin Meclis tarafından seçildiğini vurguluyor:

“Her ne kadar sonuçta sırası gelen kişi seçilmiş olsa da bu durum meclisin halifeden üstün olduğu gösteriyordu.”

“Mustafa Kemal meclis üstünde denetim istemiyor”

Önce saltanatın kaldırıldığını, sonra cumhuriyetin ilan edildiğini, bunu hilafetin kaldırılmasının izlediğini ve anayasanın en son hazırlandığını vurgulayan Kuyaş, “Çünkü anayasa yapılacak olursa üçte iki çoğunluk lazım. Bu iki taraf için de çok güçtü. Cumhuriyet için mecliste 158 kişi oy vermişti. Bunu unutmamak lazım. Bu rakam üçte ikinin çok altındaydı” diyor:

“Ziya Gökalp’in Büyük Taarruz’dan bile önce, Temmuz ayında yayımlanan bir makalesinde, ‘Geçmişi ne kadar şanlı ve parlak olursa olsun saray düşmanlarla işbirliği yaptığı saptandığında bütün bu şanını, parlaklığı sıfırlamış olur” diyordu.

“Yani Ziya Gökalp Bey, zaferden evvel sarayı aradan çıkarmış zaten. Saltanatın kaldırılacağına ilişkin planlar ortaya çıktığında İstanbul basınında pek de ittihatçı falan olmayan Ahmet Emin Yalman gibi bir gazeteci bile bunu olumlu karşılıyor.

“Gerçi o günlerde yeni bir anayasa yapılıp halifenin zayıf bir devlet başkanı olarak varlığını sürdüreceğine dair düşünceler var ancak Mustafa Kemal bunu istemiyor. Çünkü o yine bir tür meşrutiyet olacaktı.

“Cumhuriyet olması; tarafsız, partisi olmayan bir devlet başkanından kurtulma yolu oluyor. Bu da artık tamamen parlamento üstünlüğünü sağlamış olan grubun, herhangi bir engel ve denetim olmadan istediği gibi politika yapmasını sağlıyor.

“Saltanat ve halifeliğin kaldırılması başka birtakım köklü reformlarda gördüğümüz muhalefeti yaratmıyor. Saltanatın kaldırılmasını istemeyenler bile bir süre sonra ‘Böyle de olur tamam canım’ diyor.”

Yoruma kapalı.