DP Genel Başkanı Uysal: Erdoğan ve maiyeti kaybetmişlik sendromu içerisinde, Altılı Masa’nın ittifakla göstereceği her aday kazanır


  • Yazan, Ayşe Sayın
  • Unvan, BBC Türkçe
  • Twitter,
  • Bildirdiği yer Ankara
  • 18 Kasım 2022, 14:25 +03

    Güncelleme 4 dakika önce

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal

Altılı Masa’nın 28 Kasım’daki toplantısına ev sahipliği yapacak olan Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, iktidara yakın, en iyimser anketlerde bile “Erdoğan’a oy vermem” diyenlerin oranının yüzde 55 olduğunu söyledi. BBC Türkçe’ye konuşan Uysal, “Altılı Masa’nın ittifakla göstereceği her cumhurbaşkanı adayının seçimi kazanacağını” savundu.

DP lideri Uysal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yaptığı “Altılı Masa’yı terk et” çağrısını, seçimlerden sonra “sorunlu ülkelerle sil baştan yapılabileceği” açıklamalarını “nafile çabalar” olarak nitelendirdi. Uysal, “Ben hem Sayın Erdoğan’ın, hem de maiyetinin kaybetmişlik sendromu içerisinde olduklarını görüyorum” dedi.

Uysal, 28 Kasım’da, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e göre yapılacak anayasal ve yasal değişiklik paketi ile arkasından gerçekleştirilecek Altılı Masa toplantısı için önümüzdeki hafta başından itibaren liderleri tek tek ziyaret edecek. 

DP lideri bu ziyaretler ve toplantı öncesi, BBC Türkçe’nin gündemine ilişkin sorularını yanıtladı.

‘Erdoğan, Türkiye’nin demografisine yenildi’

Çok sıcak bir gelişmeyle başlayalım isterseniz. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e “Altılı Masa’yı terk et” çağrısını siz nasıl yorumladınız?

Tarzan zorda. Tweet de attım hatta. Erdoğan’ın meseleye bakışı o. Siyasal fayda açısından baktığı için hiçbir ilkesel temelden perspektiften değerlendirmeye ihtiyaç yok. Yeter ki onların değirmemine su taşısın. Dün Sayın Akşener’e olmadık iftiralar atıyorlardı, neler neler söylediler. Bugün siyasi konjonktürde söyleyecek sözlerinin bitmiş olmasından kaynaklanıyor. Bir şahsi iktidarın sürdürülmesi gayreti var.

Erdoğan yenildi, Türkiye’nin demografisine yenildi. Verilen yetkiyi fırsatı  kötüye kullandılar. Çok uzun süreli iktidarların böyle bir psikolojisi oluşur. Oturdukları koltuklar mülkiyetleri haline gelir. O açıdan bakıyor. Artık Türkiye’de geniş kitlelerde, Erdoğanın manyetiği dışında olan kitlelerde bu karşılık bulmuyor. Onun için bir arayışı manyetiğinin dışında olan kitlelerde karşılık bulmuyor.

Anadolu’da bir söz vardır, “gönlü karda gezer” diye. Erdoğan’ın da gönlü karda. Ama Türkiye’de artık siyaset böyle işlemeyecek.

28 Kasım’da Anayasal ve Yasal Reformlar Komisyonu çalışmasını açıklayacaksınız. Nasıl bir formatta olacak?

Muhtemelen liderlerin de katılacağı bir sunum olacak. Bununla ilgili gerekli hazırlıkları yapacağız zaten. Şu anda arkadaşlarımız organize etmeye çalışıyor.  Heyecanı daha da yükseltmek hedefimiz. Elbette kamuoyu ile paylaşacağız.

Altılı Masa toplantısı için de liderleri ziyaret edeceksiniz, gündeminizde neler olacak?

Evet haftaya başlayacağım. Zaten yürüyen süreçlerimiz var. Gelişen hadiseler başta olmak üzere, genel başkanların değerlendirmeye ihtiyaç duyduğu meseleler olursa, onlar da gündeme alınacaktır.

Geçen toplantıda BTP’nin Altılı Masa’ya dahil olma talebini de görüştünüz. Neden kabul görmedi masadan?

Bu konuyla ilgili yorum yapmak istemem. Açıklamamız zaten ihtiva ediyor verilecek cevabı. Bu tür birliktelikler sadece bir aritmetik toplam değil. Mana bütünlüğünü, bir kimyayı oluşturmak…Dışlayıcı bir dille yorum yapmanın doğru olmadığını da biliyorum. O nedenle kamuoyunun çok iyi anlayacağı dille bu görüş de ifade edildi. Sadece bir partiye özel değil, genel bir tutum, genel bir prensip çerçevesi çizildi.

Sadece BTP özelinde değil, bundan sonra genişlemeye her türlü kapalı olunacak. Partiler ayrı ayrı işbirliği yapabilir mi?

Olabilir, siyasi partiler bireysel olarak düşünebilir. Türkiye’nin toplumsal, tarihsel berraklaşacağı bir süreç var önümüzde. Her farklı fikrin partileştiği, her şahsi kavganın partileştiği bir düzen var. Yani çok sağlıklı işlemeyen bir partiler düzeni var. Aslında Türkiye’nin asıl problemlerinin sıklet merkezinin bulunduğu yer, işlemeyen demokratik parti düzenimiz. Yani vekalet alanla vekalet veren ilişkisinin zaten kurulamayışı. Ve bu konjonktürde kurulan da pek çok siyasi parti var…

‘Altılı Masa’nın göstereceği her adayın kazanacağı kanaatindeyim’

Adaylık meselesini konuşmayı sevmiyorsunuz ama en kritik mesele de o. Mesela Sayın Akşener “Kazanacak aday olmalı” diyor. “Kazanacak aday”, yöntem olarak nasıl belirlenecek diye sorayım?

Hepimiz siyasetin içerisindeyiz. Siyasetin tabii ölçüleri var, konjonktürel şartlar toplumsal psikolojinin çizdiği imkanlar var. Bütün bunları değerlendirdiğimizde terazinin sadece iki kefesi yok, 80 kefesi var. Türk tarihinin en kritik eşiğinde, devleti adeta yeniden yapılandıracak, erkler arasındaki uyumdan tutalım, şahıs devleti haline dönüştürülmüş devleti yeniden dünya liginde futbol oynayan bir ülke haline getirmek…

Bu açıdan kamuoyunun beklentisi ister istemez aday üzerinden değerlendiriyor ama ben muhalefetin en önemli gücünün adayla beraber bir kadroyu koyabilme yeteneği olduğu kanaatindeyim. Bu ülkenin insan kaynağı problemi yok. O noktada insanımızın beklentisini karşılayacak, Türkiye’nin,  dış politikasından milli güvenliğine, terörle mücadelesinden ekonomiye olmak üzere her sahada güven verecek yönetecek bir kadroyu ortaya koyacak. O yüzden Demokrat Parti olarak ısrarla ifade ediyorum; Adayıyla, kadrosuyla bir paket programı seçmenimizin önüne koyabileceğimiz kanaatindeyim.

Kati suretle iktidarın bile en lehine çıktığını varsaydığı kamuoyu yoklamalarındaki araştırmalara biz de bakıyoruz. “Asla Erdoğan’a oy vermem” diyen,  en iyimser anketlerde bile yüzde 55’ler gösterilirken, bu noktada ben Altılı Masa’nın ortak iradeyle göstereceği her adayın kazanacağı kanaatindeyim.

Ama İYİ Parti’de “Kılıçdaroğlu ile kazanamayız” gibi endişeler dile getiriliyor…

Bu çizdiğimiz çerçevede içinde Altılı Masa’nın ortak iradeyle göstereceği her adayın, bu seçimin galibi olacağını kuvvetle ifade ediyorum her yerde. Bu da şahsi siyasi angajmanla ifade edilecek değil. Elbette iyinin düşmanı daha iyidir. Hem parlamento, hem de cumhurbaşkanlığı  seçiminin kazanılması için hangi strateji, hangi öncelik, hangi çerçevede hangi kadrolarla tüm siyasi partilerin bir simülasyonu, değerlendirmesi var. Yeri zamanı geldiğinde açıklanır.

Gökten göktaşı düşecek, yeni bir isim aday olacak değil. Aday, siyasetin aktif biçimde içinde olan insanlardan olacak.  O nedenle kamuoyunun bildiği tanıdığı isimler, liderler, kişiler, aktörler, liderlerden birisi aday olacaktır.

Konuşulan üç isim var Kılıçdaroğlu, Yavaş, İmamoğlu. “Şu isim sorunsuz kazanır, aday olsa daha iyi olur”  dediğiniz bir isim var mı?

Ben isimler üzerinden değerlendirme yapmıyorum. Prensip olarak da genel başkanlar olarak da isim konuşmadık. O tartışmalar, yeri zamanı geldiğinde  yapılır. O da şahsi hesapla değil. Tarihi yüklediği bir sorumluluk var. Türk demokrasisinin en zorlu sınavı ile karşı karşıyayız. Türkiye buradan kavgasız dövüşsüz çıkabilmenin yolunu arıyor. Burada keyfi, şahsi öncelikle tavır takınma imkanımız yok.

‘Masanın dağılma ihtimalini görmüyorum’

Adaylık meselesinin masayı kilitlediği, dağıtabileceği yorumları yapılıyor. Siz böyle bir ihtimal görüyor musunuz?

Altılı Masa’nın kılavuzu, Türk milletinin beklentileri. Bir koridora girildi, bu noktada birtakım beklentiler vardı ve o beklentileri daha yükseğe çıkardı Altılı Masa. O yüzden her birimiz demokrasiyi, kurallar teamüller ayrı zamanda sorumluluk rejimi olarak değerlendiriyoruz. Bu sorumluluğun bilincindeyiz. Tabii bunlar siyasetin magazini içinde de değerlendirilebilir. İktidarı savunmayı iş edinmiş kimi gazeteler, televizyonlar her akşam, her sabah Altılı Masa’nın adayıyla ilgili olarak, CHP’nin kendi iç işleyişinden, belediye başkanlarından başlayarak, bunları sakız haline getirerek değerlendirmeler yapıyorlar. Oysa Türkiye, dört nala felakete gidiyor. Ama ben hiçbir şekilde masanın dağılma ihtimalini görmüyorum.

Başörtüsüne ilişkin anayasa değişikliği konusunda nasıl bir tutum alacaksınız?

İktidarın, Türkiye’nin ortak değerleri haline gelmiş bir takım meseleleri, “gollük pas” parantezi içinde değerlendirdiğini biliyoruz. Onlar için her şey bir kişinin iktidarının devamı için aparat. Tarihi de cephane olarak kullanmak da aparat. Sayın Erdoğan bütün krizlerde; 2007’de, 2010’da, hep referandumlar yoluyla, kitleleri sanal bir bölünmeyle, çatışma ikliminde siyah-beyaz arasına sıkıştırarak arkasında toplamayı başardı. Ama ben artık vatandaşımızın öncelikli gündeminde bu çözülmüş meselenin olduğunu düşünmüyorum. Bugün hiç kimse saçma sapan birtakım yorumlamalar yaparak, kamudan eğitim hakkından dışlayıcı bir zihniyete sahip değil. Ama TBMM’ye teklifi verdiklerinde; her siyasi partide, Altılı Masa’da bunlar tekrar değerlendirilir.

Yani “Teklifi bir görelim, ona göre tutum alırız” mı diyorsunuz?

Tabii. İktidarın stratejisi belli. Sayın Erdoğan’ın, bir referandum yoluyla bugün Türkiye’nin can çekiştiği, ekonomi başta olmak üzere, bu alanlardaki sorunları perdelemek gayreti var. O açıdan iktidarın bu perdeleme gayretlerine karşı bir akıl yürütmek lazım. Biz de bu değerlendirmeleri yapacağız. Sayın Erdoğan’ın, “Bana bir referandum konusu bulun” dediği ifade ediliyor kimi rivayetlere göre. Burada maksat belli. O değirmene hizmet etmemek lazım. Öbür tarafta da kitlelerin zihninde bir manüplasyona da imkan vermemek lazım. Tabii anayasa değişikliği görüşülme usulü, oylanma usulü, siyasi partilerin bağlayıcı karar alamaması gibi pek çok farklı mahiyeti var. Bütün bunları da göz önünde bulundurmak lazım.

‘Kaybetmişlik sendromu içinde’

AKP’nin anayasa değişikliği için HDP’nin kapısını çalması, Selahattin Demirtaş’ın aile ziyaretine jet hızıyla izin verilmesi…“Seçim hesabı” yorumları yapıldı, siz nasıl değerlendirirsiniz?

Var tabii. Sadece yurt içi değil, yurt dışı denklemde de Kuzey Irak yönetimi, Neçirvan Barzani üzerinden de teşebbüslerin yapıldığı gibi bazı bilgilere sahibiz. Ama ben bunların nafile çabalar olduğu kanaatindeyim.

Sayın Erdoğan, seçimden sonra “sorunlu ülkelerle ilişkilerde silbaştan” yapabileceğini de söyledi…

Dediğim gibi gönül karda gezer. Ben hem Sayın Erdoğan’ın hem de mahiyetinin bir kaybetmişlik sendromu içerisinde olduklarını görüyorum. Ama kuyruğu dik tutmak için ellerinden geleni yapacaklardır.

Son gelişmeler yeni bir açılım sürecinin işareti olabilir mi?

Yok. Sayın Erdoğan, için hiçbir kırmızı çizgi yok. Tek kırmızı çizgisi kendi iktidarını devam ettirebilmek. Onun için hiçbir sınır tanımadan her tercihi yapabilir. Bugün ak dediğine, yarın kara diyebilir. Hiçbir problem yok. Türkiye’de problemimiz zaten o noktada.

Altılı Masa

Kaynak, DHA

Seçim güvenliği: ‘En önemli faaliyet metropollerde farkı açmak’

Seçim güvenliği de Altılı Masa’nın önemli konu başlıklarından. Bu çok kritik seçimler için hangi önlemler masada?

Tabii yakın dönemde bazı uygulamalar var. İstanbul seçimi çok turnusol testi aslında seçim güvenliği ile ilgili. YSK’nın nasıl siyasallaştığıyla ilgili. Onları yapacaklardır. Ama biz bütün olumsuzluklara rağmen, sandığa giden her vatandaşın oyuna sahip çıkması noktasında bir irade konulacağını düşünüyorum. Altılı Masa etrafında bir araya gelmiş siyasi partiler olarak metropollerde Cumhur İttifakı ile farkı açmanın bu seçim güvenliği ile ilgili en önemli faaliyet olduğu kanaatindeyim. Doğu, Güneydoğu’da, kolluk kuvvetleri eliyle geçen seçimlerin manipüle edildiği fikri hepimizde ortak kanaat. Çünkü bir siyasi parti ile rekabet etmiyoruz, adeta devletle rekabet eder hale geldik. Kamu imkanlarının kaynaklarının nasıl bir siyasi partinin emrine verildiğini görüyoruz. Türkiye’de serbest rekabet iklimi zaten yok. Ama biz bütün bunlara rağmen, demokrasi diyoruz..

Siz geçen seçimde İYİ Parti listelerinden seçime girdiniz. Siz ne yapacaksınız, bu kez hangi partiyle ittifak içinde olursunuz?

Parti olarak biz kendi hazırlıklarımızı yapıyoruz. Biz Demokrat Parti olarak Millet İttifakı içinde ama İYİ Parti ile seçime girdik. Her siyasi partinin kendi varlığını ortaya koymak, kendi özelinde seçime gitme çabası var. Ama önümüzdeki süreçte D’Hondt Sistemi’yle ilgili değişen şartlar var. Onun için en temel hedefimiz hem yürütmeyi, cumhurbaşkanlığını kazanmak hem de TBMM’de iktidarın bir mühendislik içeren seçim sistemi düzenlemesine karşı azami neticeyi alacak bir formül üretmek. O açıdan tüm siyasi partiler kendi hazırlığını yapıyor. Parti olarak biz de hazırlığımızı yapıyoruz.

CHP’nin “bütün partiler tek siyasi parti çatısı altında ittifak yaparsa en yüksek milletvekili çıkarma” gibi bir formülü konuşulmuştu. Sizce nasıl bir ittifak modeli olmalı?

Şimdi yakın siyasi tarihimizde çok yerleşik olmayan pratikler bu seçimde olabilir, ihtimal dahilindedir. Yani her siyasi partinin her seçim çevresinde aday gösterildiği değil de, belki farklı seçim çevrelerinde farklı siyasi partilerin listelerinin olduğu, belki tek belki üç liste Onu bilemeyiz. Ama bütün bu formülasyon için çok ince işçilik yapmak lazım.

Vakit daralmıyor mu bu ince işçilikler için?

Hayır, geniş bir vakit var. Siyasette 24 saatin uzun olduğu sözü rahmetle yad edelim, Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in sözüdür. Siyasi partilerin zaten zihinlerinde pek çok hazırlığı var. Onun için zaman sıkıştırıyor diye bakmamak lazım.

Ayşe Sayın ve Gültekin Uysal

Yoruma kapalı.