ABD’de ara seçimlerde beklenen ‘kırmızı dalga’ neden gerçekleşmedi?


  • Yazan, Ergin Yıldızoğlu
  • Unvan, Gazeteci, yazar
  • bir saat önce

Biden

Kaynak, Getty Images

ABD ara dönem seçimlerinin sonuçları şaşırttı. Hemen tüm kamuoyu yoklamaları, Cumhuriyetçilerin (GOP) rengine atıfla “bir kırmızı dalga” bekliyordu. Bu dalga yükselecek ve Biden yönetimini silip süpürecekti. Sonuçlar belli olmaya başlayınca dalganın söndüğü, Demokratların beklenmedik düzeyde başarılı olduğu anlaşıldı. Hatta bu, yönetimdeki bir başkan açısından 2002’den bu yana en iyi sonuçlanan seçimlerdi.

ABD seçim sürecinin, oy pusulalarını önceden postayla göndermeye, özel kutulara bırakmaya, seçim günü sandıkta oy kullanmaya, bu oyların farklı zamanlarda sayılmasına izin veren özelliğinden dolayı kesin sonuçların belirlenmesi günler hatta haftalar alabiliyor.

Yine de büyük çoğunluğu belli olan sonuçlar, meclis ve senato dengelerinin adeta bıçağın ağzında olduğunu gösteriyor. Çok büyük bir sorun çıkmazsa GOP, temsilciler meclisinde çoğunluğu kıl payı alıyor. Senato çoğunluğu büyük olasılıkla Demokratlarda kalacak.

Bir muhafazakâr analist, bu beklenmedik sonuçlar karşısında Biden’in performansını onaylayanların oranı %40’ın biraz üstündeyken; enflasyon, faizler, benzin fiyatları yükselirken; suç oranları ve yasadışı göçmenlerin sayısı artarken “halk konuştu ama yine ne dediği belli olmadı” diyecekti. 

Böylece, “Kırmızı dalgaya ne oldu?” sorusu etrafında hararetli bir tartışma başlıyordu.

Bu sorunun cevabı oldukça karmaşık.

İlk etapta bir yapısal etken dikkat çekiyor. ABD seçmeninde 2016’dan bu yana görülen kutuplaşma eğiliminin son 5-6 yılda iyice kemikleştiği anlaşılıyor. Örneğin, bir ankette, oy verdikten sonra çıkanlar her iki parti için sorulan “Nasıl görüyosunuz?” sorusuna Demokrat Parti için %44 olumlu, %53 olumsuz derken; GOP için de benzer biçimde %44 olumlu %52 olumsuz dedi.

Financial Times’ın aktardığı bir araştırmaya göre, 1970’lerde, siyasi rakiplerine ilişkin duyguları sorulduğunda insanlar (100 ile 0 arasında) ortalama 57 düzeyinde not veriyordu. Son 20 yılda bu not 20’ye geriledi. İki parti arasında büyük fark olduğuna inanan Amerikalıların oranı %40’tan %80’e fırladı. Bir seçimden öbürüne oy verdiği partiyi değiştiren seçmenin oranı da 2000’li yıllarda %10 düzeyinden hızla gerileyerek son seçimlerde % 2-3 düzeyine indi.

Özetle ABD seçmeni tam ortadan ikiye bölünmüş durumda.

Bölünmüşlük artık bir kimlik sorununa dönüşmüş ve gündeme gelen her sorun bu kimliğin merceğinden değerlendirilir olmuş durumda.

Demokratlar, Cumhuriyetçileri “demokrasi düşmanı” olarak görürken; GOP seçmeninin Demokratları “yaşam tarzlarına yönelik bir tehdit” olarak algılaması, bölünmüşlüğe varoluşçu bir boyut ekliyor.

Durum böyle olunca da meclis ve senato dengelerinin aniden ve büyük oranda değişmesi ve sağlam çoğunluklara dayalı istikrarlı yönetimlerin oluşması artık olanaklı görülmüyor.

Bir anlamda “yapısal” olan bu soruna ek olarak bu seçimlerde, Demokratlar çok iyi çalışıp seçmenlerini ve özellikle gençleri hareketlendirdi, oy verme oranlarını yükseltti. Genç (19-29 yaş arası) seçmenin Demokratlara verdiği destek, GOP’a verdiğinden %28 daha yüksek olunca da Demokratlardan yana bir fark oluştu.

Seçim sonuçlarını Demokratlardan yana değiştiren bir diğer etken de Cumhuriyetçi hakimlerin elinde olan Yüksek Mahkeme’nin kürtajı güvenceye alan yasayı geri çekmiş olmasıydı. Bu yasaya karşı yükselen kadın hareketi, genel olarak haklar ve özgürlüklere yönelik bir saldırı korkusuyla birlikte gündeme oturdu.

Demokratlar bu alanda çok etkili bir kampanya yürüttü. Hatta etik olarak sorgulanabilecek bir taktikle, Cumhuriyetçi adayların belirlendiği ön seçimlerde Demokratlar, en sağ ve fanatik adayların kazanması için etkili bir biçimde büyük paralar da harcayarak çalıştı. O adaylar kazandıktan sonra da bu “aşırı uçlardaki, fanatik, hâlâ 2020 seçim sonuçlarını kabullenemeyen ‘inkarcı’, kadın haklarına düşman” adaylara karşı şiddetli ve etkili bir kampanya yürüttüler.

GOP’un beklenen oranda başarılı olmasını önleyen bir diğer gelişmede de Donald Trump’ın etkisi var.

Trump, kimi genç ama fanatik ve deneyimsiz GOP liderlerinin, muhafazakâr yorumcuların “çapsız” olarak nitelediği adayları, salt kendisine yakın olduğu için partiye dayatmıştı. Bu adayların kimileri, kritik noktalarda – örneğin seçim dengeleri açısından en kritik eyalet olarak kabul edilen Pennsylvania’da Demokratların adayı Fetterman karşısında kaybeden Dr. Öz gibi – başarısız oldu.

Son olarak Trump’ın hâlâ ortada dolaşarak partiye baskı yapması adayların, yerel seçmenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine sürekli 2020 seçimlerini ve kendisinin olası 2024 adaylığını konuşması da Demokrat seçmenin öfkesini bilerken, Cumhuriyetçi seçmenin moralini bozdu.

Kırmızı dalga oluşmadı. Demokratlar beklenenden daha iyi bir performans sergilediler ama ABD yönetimi de bir kez daha, Başkan ve Kongre arasındaki çelişkilerin ortasına düşerek felç olma riskiyle yüz yüze kaldı.

Temsilciler Meclisi’nde çoğunluk Cumhuriyetçilere geçecek gibi görünüyor.

Bu gerçekleştiğinde, birçok yeni Trumpçı genç fanatik temsilciyi de içeren GOP grubunun egemenliğindeki yasama organıyla, Biden’in yönetimindeki yürütme organı arasındaki uyumsuzluk, Biden’in ekonomik ve sosyal politikalarını sabote etmeye başlayacak.

Muhafazakâr Wall Street Journal’ın seçimlerin ardından yayımlanan baş yazısında, “Kırmızı dalga olmadı ama hiç olmazsa yönetimi kilitleyebileceğiz” saptaması bu yeni durumun bir ifadesi. Bu kilitlemeye ek olarak, Biden’a yönelik bir azil sürecinin başlaması, Trump ile “6 Ocak kalkışması” arasındaki ilişkiyi soruşturan komisyonun dağıtılması da gündeme gelebilecek.

Biden belki 2002’den bu yana en iyi ara dönem seçim sonuçlarını gerçekleştirmeyi başardı ama gelecek iki sene, eli kolu bağlı yönetmeye çalışacak. Dolayısıyla Demokratlar da seçimlere programlarını gerçekleştirememiş olarak gitmek zorunda kalacaklar.

Yasama ile yürütme arasındaki bu bölünmüşlüğün dış politika üzerinde genel yönelim anlamında, özellikle Çin bağlamında bir değişiklik getirmesi beklenmiyor. Ancak Cumhuriyetçiler ile Demokratlar, özellikle Trumpçı üyeler arasındaki gerginliğin, Ukrayna savaşı, küresel ısınma gibi konularda önemli sorunlar yaratma olasılığı yüksek.

Başkan adayları belirsizliği

ABD’de siyasi istikrarı olumsuz yönde etkileyecek bir diğer önemli konu da 2024 seçimlerine giderken olası başkan adayları bağlamında şekillenmeye başlayacak belirsizlik.

Demokratlar tarafında, bu ay 80 yaşına basan Biden yeniden aday olmak isterse, “melekelerini” belirgin biçimde kaybetmekte olan bir siyasetçinin adaylığının olası sorunları gündemi meşgul edecek.

Yok eğer Biden aday olmazsa, olamazsa, Demokratların önümüzdeki yıl içinde kendilerine partideki, radikallerle ılımlılar arasındaki, hatta sermaye kesimi ile emek kesimi arasındaki çatlağı örtebilecek yeni bir aday bulmaları gerekiyor.

Ortada herhangi bir isim yok. Var olan kadroya bakınca, bu ismi bulmak da şapkadan tavşan çıkartmaya benzeyecek.

Cumhuriyetçi kesimde ise Trump sorunu var.  

Trump, parti tabanında etkin olmaya devam ederken partinin seçkinlerinin desteğini, özellikle bu seçim sürecinde hızla kaybetmeye başladı. Trump’ın kimi tipleri, salt kendisinden yana oldukları için kapasitelerine, deneyimlerine bakmadan partiye aday olarak dayatması, şimdi partinin en üst düzey liderleri tarafından başarısızlığın en önemli nedenlerinden biri olarak görülüyor.  

Medya Baronu Murdoch ailesinin elindeki New York Post, Wall Street Journal, Fox News gibi Cumhuriyetçi (ve Trumpçı) kanadın en önemli bilgi edinme kaynakları açıkça Trump’ı suçlamaya başladı.

Wall Street Journal “En büyük kaybeden Trump” başlığı ile çıkarken başyazısında “2018, 2020, 2021 ve 2022’de çuvalladı”… “Trump 2022 seçimlerini berbat etti, Cumhuriyetçileri bir fiyaskodan öbürüne sürükledi” diyordu.

New York Post Trump’la dalga geçen ve DeSantis’i geleceğin adayı olarak sunan bir kapakla çıktı.

Fox News kanalında fanatik Trump yanlısı Tucker Carlson bile Trump’ı ılımlı olmaya çalışarak eleştirdi.

Florida’da eyalet seçimlerini kazanarak yeniden vali seçilen Ron DeSantis, önümüzdeki dönemde Trump’ın en büyük rakibi ve en büyük hedefi olacak gibi görünüyor.

Florida’da Cumhuriyetçi Parti’nin en sağ kanadından “kültür savaşları”, ırkçılık gibi konularda toplumsal bölünmüşlükleri körükleyerek yöneten DeSantis bir süredir Trump’la arasına mesafe koymaya başlamıştı.

Cumhuriyetçi Parti seçkinlerinin görece genç (44), deneyimli, Florida Valisi olarak denenmiş bir siyasetçi olan DeSantis’ten yana eğilmeye başladıkları görülüyor. Murdoch medyasının da DeSantis’i işaret etmeye başlamış olması önemli bir belirti. Ancak bu tercihler, Cumhuriyetçi Parti tabanında, Trump etkin olduğu sürece partiyi yıpratacak bir iç savaş olasılığına da işaret ediyor.

Gerçekten de Trump, giderek sertleşen ve kabalaşan bir dil ile DeSantis’i hedef almaya başladı; elinde DeSantis’i zor duruma düşürecek bilgiler olduğunu, DeSantis karşısına aday olarak çıkarsa bunları açıklayacağını söylüyor.

Temsilciler Meclisi çoğunluğunun Cumhuriyetçilerin eline geçmesinin kesinleşmesi, bu çoğunluğun Trump’ı hedef alan soruşturma komisyonlarını dağıtması, Marjorie Taylor Greene gibi, Trumpçı fanatik temsilcilerin grup içinde varlıklarını hissettirmeye başlaması durumunda; Trump’ın  DeSantis’e daha cüretkar biçimde saldırma olasılığı güçlenecek.

The Times’in deyimiyle, deneyimli, zorba bir yönetici, demagog, “kültür savaşçısı”, çelişkiden ve bölünmüşlüklerden beslenen bir siyasetçi olan DeSantis, Trump’ın saldırıları karşısında geri çekilmeyi kabul edecek bir yapıda değil.

Trump ile DeSantis arasındaki adaylık savaşında, karşılıklı kirli çamaşırların ortalığa yayılmaya başlamasının ABD siyasi iklimini ne yönde etkileyeceğini kestirmek zor.

Özetle, kırmızı dalga gerçekleşmedi ama ABD, siyasi açıdan belirsizliklerle dolu bir döneme girdi.

Yoruma kapalı.